Değerli okuyucularımız, bugünden itibaren haftalık “Ekonomi Yaılarımız” ile, sizlerle birlikte olacağız. Okuyucularımızın “Ramazan Bayramı’nı” kutluyoruz.
Dünya, ABD ve İsrail’in İran’a yönelik operasyonlarıyla uyanmasının üstünden üç hafta geçti.
Ortadoğu'daki bu hamleler sadece askeri bir gövde gösterisi değil, küresel ekonomik düzenin fay hatlarını yerinden oynatan bir depreme dönüştü. Ekranlarda izlediğimiz o gerilim, yarın cebimizdeki paranın satın alma gücünü bizzat tayin ediyor. Küresel enerji trafiğinin beyni sayılan Hürmüz Boğazı’nın İran tarafından geçişlere kapatılması, petrol fiyatlarını anında yukarı yönlü kırbaçladı.
Bu durum sadece bir enerji krizi değil, “Küresel bir enflasyon hortumuna dönüşüverdi. ABD’yi çok zor durumda bıraktı. Piyasalar şu an gerçekçi verileri değil, doğrudan "Korkuyu" fiyatladı.
Kulislerde konuşulan asıl konu; bu gerilimin “Küresel Tedarik Zincirinin Merkezini” yani Batı’yı daha bağımlı hale getirme projesi olup olmadığı…
Jeopolitik risklerin zirve yaptığı bu dönemde, finansal okuryazarlık artık bir lüks değil, kalkanımız olacak. Asıl yatırım, bu büyük resmi okuyabilmek ve fırtınanın ortasında zihni berrak tutabilmek olacak.
Yazımızın sonunda, bir ekonomik kavramın tanımını yapmaya çalışacağız.
Günün Ekonomi Terimi :
Jeopolitik Risk Primi :
Savaş, terör, siyasi istikrarsızlık veya ülkeler arası krizler gibi jeopolitik olayların piyasalarda yarattığı belirsizlik nedeniyle, yatırımcıların talep ettiği ekstra getiridir.
Altın veya petrol gibi emtiaların fiyatı, ortada henüz somut bir üretim sıkıntısı yokken bile sadece "savaş çıkabilir" korkusuyla artıyorsa, o aradaki fark “Jeopolitik Risk Primi” olarak tanımlanır.






