Hayatta en zor öğrenilen derslerden biri, vermenin de bir ölçüsü olduğudur. Sevginizi, zamanınızı, emeğinizi, sabrınızı ve fedakârlığınızı sınır tanımadan sunduğunuzda, bir süre sonra tükenen siz olursunuz.
İnsan, değer verdiği insanlar mutlu olsun diye çoğu zaman kendi ihtiyaçlarını erteler. "Ben idare ederim." der, "Yeter ki onlar iyi olsun." diye düşünür. Oysa sürekli veren, kendini unutan kişi bir gün dönüp baktığında elinde sadece yorgunluk ve hayal kırıklığı bulabilir.
Fazla ilgi, değersizleşebilir. Fazla fedakârlık, alışkanlığa dönüşebilir. Fazla hoşgörü ise bazen saygının azalmasına neden olabilir. Çünkü insan, kolay ulaşabildiği şeylerin kıymetini her zaman bilemeyebilir.
Bu yüzden vermekten vazgeçmek değil, ölçülü vermeyi öğrenmek gerekir. Kendinize ayırdığınız zaman bencillik değil, öz değerinize gösterdiğiniz saygıdır. "Hayır" diyebilmek ise kötü olmak değil, sınırlarınızı koruyabilmektir.
Unutmayın; kendini tüketerek kimseyi gerçekten mutlu edemezsiniz. Önce kendi ışığınızı korumalısınız ki çevrenizi de aydınlatmaya devam edebilesiniz.
Hayatın en güzel dengesi şudur: Verin, ama kendinizden vazgeçmeden... Sevin, ama kendinizi sevmeyi unutmadan... Yardım edin, ama kendi yükünüzün altında ezilmeden...
Çünkü fazla verdiğiniz her şey, gün gelir sizi zora sokabilir.









