Bayramlar da biraz eksildi sanki. O eski bayram sabahlarını hatırlayanlar bilir; erkenden kalkılır, en temiz kıyafetler giyilir, büyüklerin kapısı çalınırdı. Bir el öpmek, bir dua almak, bir sarılmayla koca bir yılın yorgunluğu silinirdi. Şimdi ise çoğu bayram, bir mesajla geçiştiriliyor. “İyi bayramlar” yazıp gönderiyoruz ama o kelimelerin içi eskisi kadar dolu değil.
Oysa el öpmek sadece bir gelenek değildi. Bir saygıydı, bir bağlılıktı, bir hatırlayıştı. O elde yılların emeği, sabrı, sevgisi vardı. Biz o eli öperken aslında geçmişimize dokunuyorduk. Şimdi ise zamanın hızına kapılıp en kıymetli bağlarımızı ihmal ediyoruz. Yoğunluk diyoruz, yorgunluk diyoruz ama aslında eksilen şey vakit değil, niyet.
Bugün hâlâ kapıların ardında bekleyen büyükler var. Belki dile getirmiyorlar ama gözleri yolda, kulakları kapı sesinde. Bir gelen olur mu diye içlerinden geçiriyorlar. Çünkü onlar için bayram; hatırlanmak demek. Bir çift güzel söz, bir ziyaret, bir el öpüş…
Bayramı bayram yapan, kalabalık sofralar ya da yeni alınan kıyafetler değil; gönülden kurulan bağlardır. Bir kapı çalmak, bir el tutmak, bir gönül almak… Bunlar unutuldukça bayram da eksiliyor.
Belki de yeniden hatırlamak gerekiyor. Bir mesaj yerine kapı çalmayı, bir emoji yerine sarılmayı… Ve en önemlisi, o eski değeri yeniden yaşatmayı.
Çünkü bir el öpmek sadece bir hareket değil, bir vefadır. Ve vefa kaybolursa, bayram da eksik kalır.







