“Helalin adı kaldı gören yok, haram kapışıldı hâlâ doyan yok.”
Bu söz aslında bir başkasına değil, hepimize söylenmiş bir cümledir. Çünkü mesele dışarıda aradığımız kadar karmaşık değil; insanın kendi iç dünyasında başlar.
Helal kavramı yıllarca sadece kazançla anıldı. Oysa helal; yalnızca sofraya gelen lokma değildir. Helal, niyetin temizliği, sözün doğruluğu ve vicdanın rahatlığıdır. İnsan akşam başını yastığa koyduğunda içi huzurluysa, asıl kazanç odur.
Bugün doyumsuzluk daha çok görünür hale geldi. Ancak doyuran şey malın çokluğu değil, kalbin huzurudur. İnsan ne kadar çoğaltırsa çoğaltsın, içindeki boşluk dolmuyorsa sahip olduklarının anlamı azalır. Çünkü mesele sahip olmak değil, temiz kalabilmektir.
Helal sadece ticarette aranmaz; ilişkilerde, dostlukta, bakışta ve sözde de aranır. Bir emaneti korurken, bir gönlü incitmemeye çalışırken, bir karar verirken insanın ölçüsü vicdanıdır. Asıl denge orada kurulur.
Bu nedenle sorgulamamız gereken şey başkalarının ne yaptığı değil, bizim nerede durduğumuzdur. Ne kadar kazandığımızdan çok, nasıl yaşadığımız önemlidir. İç dünyasında dengeyi kuran insan, dışarıdaki karmaşadan daha az etkilenir.
Helal kaybolmuş değildir. Sadece yeniden hatırlanmaya ve yaşatılmaya ihtiyaç duyar. Ve bu hatırlayış büyük sözlerle değil, küçük ama samimi adımlarla başlar.








