İnsan en çok neye kırılır biliyor musunuz? Çok güvendiği kişi hakkında yanıldığına… Bir yabancıya değil, bir düşmana değil… Güvendiğine. “Bunu yapmaz” dediğine.“Bu benim yanımda durur” dediğine. “Beni anlar” diye düşündüğüne..!Sonra bir gün anlarsınız ki, yanıldığınız kişi değilmiş aslında… Yanıldığınız, ona yüklediğiniz anlammış. İşte insanı yoran da budur. Karşı tarafın yaptığı değil, kendi kalbinin saflığıyla yüzleşmek. “Nasıl görmedim?”, “Nasıl bu kadar inandım?”, “Nasıl bu kadar içten davrandım?” sorularını kendinize sorarsınız…!
Oysa yanılmak zayıflık değildir. Yanılmak, hâlâ kalbinizin temiz olduğunun kanıtıdır. Asıl mesele, yanıldığınız yerde kalıp kalmadığınızdır. Günlerce aynı sahneyi zihninizde çevirirseniz, aynı soruları kendinize sorarsanız, aynı kırgınlığı büyütürseniz… İşte o zaman yanılgı ders olmaktan çıkar, yük olur…!
Halbuki her yanılgı bir öğretmendir. Kimi insana sınır çizmeyi öğretir. Kimi susmanın bazen en güçlü cevap olduğunu... Kimi de herkese aynı kalple yaklaşmanın yorgunluğunu öğretir bize…
Bazı insanlar hayatımıza kalmak için değil, bizi uyandırmak için girer. Bize fazla fedakârlığımızı, fazla sabrımızı, fazla görmezden gelişimizi gösterir.
Ve biz onların sayesinde öğreniriz: Her iyi niyet karşılık bulmaz. Her güven korunmaz. Her “ben buradayım” diyen gerçekten orada kalmaz. Ama şunu da öğreniriz:
Biz düştüğümüz yerden kalkabiliyoruz. Yanıldığın kişiye takılma. O artık geçmişin bir ismi. Ama o yanılgının sana kattığı farkındalık, geleceğinin gücü olabilir. Kin tutarak değil, ders alarak çık bir yanılgıdan. Çünkü insan yanıldığı yerden değil, öğrendiği yerden büyür.
Ve artık şunu söyleyebiliyorsan kendine: Ben kime yanıldığımı değil, o yanılgının bana ne kattığını sayıyorum.
İşte o zaman gerçekten olgunlaşmışsın demektir…!








