Artık insanlar rol yapıyor. Mutluymuş gibi, seviyormuş gibi, iyiymiş gibi,
edepliymiş gibi… Ne yaşıyoruz, ne hissediyoruz, ne de gerçekten neyiz; belli
değil. Gülüşler vitrinlik, mutluluk filtreli. Herkes çok iyi ama kimse iyi değil.
Herkes çok seviyor ama kimse kalmıyor. Herkes doğru ama ortada bir tane bile
hakikat yok. İnsanlar artık olmakla değil, görünmekle meşgul. Vicdanını
susturup ahlak dersi veriyor, İçi boşken dolu cümleler kuruyor, Yorgunken
“iyiyim” diyor, Sevmezken “canım” diye hitap ediyor.
En tehlikelisi de şu: Bu “mış gibi” hâller zamanla gerçek sanılıyor. Yalana alışan
doğruyu ağır buluyor, Maskeyle yaşayan yüzünü unutuyor. Eskiden ayıp vardı,
şimdi rol var. Eskiden utanmak vardı, şimdi savunma mekanizması. Eskiden
susmak erdemdi, Şimdi susan suçlu.
Ve biz… Gerçek olanlar, rol yapamayanlar, maskeyi yüzüne yakıştıramayanlar,
bu kalabalıkta biraz yalnız kaldık. Ama olsun. Çünkü “mış gibi” olmaktansa, az
ama gerçek kalmak hâlâ en büyük direniş.





