Hayatta bazı yollar vardır ki kimse sizin yerinize yürüyemez. Acının içinden geçmek de işte böyle bir yoldur. Ne kadar sevilseniz de, ne kadar kalabalıkların ortasında olsanız da, insan en derin sarsılışlarını kendi içinden duyup kendi içinden iyileştirir. Çünkü herkes kendi düştüğü yerden en iyi kendisi kalkar.
Acı, insana önce çökmeyi öğretir; sonra yeniden kalkmayı.
Bir ağrı düşer göğsünüze, nefesinizi tutar, yüreğinizi buruşturur. Ama tam o anda içinizde başka bir kapı aralanır: dayanma gücü. Çünkü insan acının içinden geçerek yürür. Kaçarak değil, saklanarak değil, görmezden gelerek hiç değil… Acı, geçmeden kimseyi bırakmaz; ama geçtikten sonra herkesi başka biri yapar.
Hayat, bize sadece güzellikleri değil, yaraları da sunar. Tatlı günler sevindirir, acılar ise büyütür. İnsan tatlıyla gülmeyi, acıyla derinleşmeyi öğrenir. Bir gün geriye baktığınızda anlarsınız ki; sizi siz yapan, tam da o zorlu günlerin içinden geçerken gösterdiğiniz duruştur.
Yaşam, hayata tutunduğunuz sürece devam eder. Düştüğünüzde, ayağa kalkmaya niyet ettiğiniz sürece… Karanlık bastığında bir mum yakmayı bildiğiniz sürece…
Şunu unutmayalım, Hayattan korkmayın. Çünkü hayatın kendisi korkutmak için değil, olgunlaştırmak için var.
Ve siz, sandığınızdan daha güçlüsünüz. İnsan bazen en büyük kuvveti, en çok acıdığı yerden çıkarır. Kimse bilmez o iyileşmenin ne kadar çetin olduğunu; ama siz bilirsiniz. Siz yaşarsınız. Siz değişirsiniz.
Her acı, insana kendini yeniden kurdurur. Her yara, insanın içinde başka bir ışık yakar.
Ve sonunda, ne olursa olsun, insan yine yürümeyi öğrenir. Çünkü hayat, yürümeyi bırakanlara değil; acının içinden geçip yeniden ayağa kalkmayı seçenlere umut olur.






