Ne ara bu kadar aceleci, bu kadar öfkeli olduk?
Bir bakıyoruz trafikte, markette, sırada… En ufak gecikmeye, en küçük hataya tahammülümüz yok. Birbirimizi dinlemiyoruz; cümlelerimizi bile yarım bırakıyor, sözün sonunu beklemeden yargımızı veriyoruz.
Oysa eskiden komşunun çocuğu gürültü yapınca kapıya değil, gönlümüze vururdu sesi. Yan masadaki yüksek sesle konuşsa “canı vardır” der geçerdik. Şimdi en küçük rahatsızlıkta yüzümüz asılıyor, gönlümüz daralıyor.
Tahammül, sadece sabır değildir; anlayışın, empati kurmanın ve sevgiyi diri tutmanın adıdır. Birbirimize katlanmak değil, birbirimizi anlamaya çalışmaktır. Biz tahammülü kaybettikçe, huzurumuzu da kaybediyoruz.
Belki de yeniden hatırlamamız gereken şey şu:
Herkesin içinde fırtınalar kopabilir ama kimseyi yıkmadan, kimsenin kalbini kırmadan da yaşanabilir. Birbirimize tahammül göstermek, aslında kendimize iyilik yapmaktır.






