Her insanın bir yolu, bir yönü, bir karakter izi vardır. O iz, hayata bakışından, insanlara davranışından, sözüne ve sessizliğine kadar her şeyde kendini belli eder. Duruş, insanın görünmeyen ama en güçlü tarafıdır. Bazen bir kelime söylemeden bile saygı uyandırır, bazen bir bakışla doğruluğu haykırır.
Hayat, herkes için bir imtihandır. Kimimiz dostlukla, kimimiz yalnızlıkla sınanırız. Fakat en çetin sınav, insanın kendi içinde olandır. O sınavda çizgini koruyabiliyorsan, kim olursan ol, dimdik bir insansın demektir. Çünkü duruş, yalnızca kalabalıklar içinde değil, kimsenin görmediği anlarda da kendini belli eder.
Kişinin çizgisi, yılların emeğiyle, alın teriyle, vicdanıyla şekillenir. O çizgiye sadık kalmak, her şartta dürüst kalabilmektir. Bir kere bozuldu mu, geri dönmesi kolay değildir. Güven bir ayna gibidir; kırıldığında onarılsa da izi kalır. O yüzden, insan önce kendine sadık olmalı.
Duruş, ne övgüyle kazanılır, ne de süslenmiş sözlerle. O, kalpten gelen bir haldir. Eğilmeden dik durmak, incitmeden kararlı kalmaktır. Gösterişin değil, özün ifadesidir. İnsan, dışarıdan ne kadar güçlü görünürse görünsün, içindeki dengeyi yitirdiyse duruşunu da kaybeder.
Ve unutma…
Yüzün zamana yenilir, ama duruşun kalır.
Bir gün herkes gider, alkışlar diner, sahneler kapanır; fakat çizgine sadık kalmışsan geride onur ve saygı kalır.
Kişi, çizgisiyle ve duruşuyla bir bütündür.
Ve o bütünlüğü koruyabilen, her zaman kendiyle barışık olandır.






