İnsan garip bir varlık…
Avucundakini görmez, gözünü hep ufukta bir yerlere diker. Daha fazlasını, daha ötesini ister. Yetinmek ona küçüklük gibi gelir. Hep bir yarışta, hep bir telaşta… Ama bilmez ki ne varsa, zaten elindedir.
Nice insanlar gördüm; elindeki huzuru bırakıp, hayallerinin peşine düşerken her şeyini kaybeden. Nice yuvalar gördüm; kanaatkâr olmayı bilmedikleri için dağılan. Nice gönüller gördüm; ellerindekinin kıymetini bilmedikleri için boynu bükük kalan.
Allah insana çok güzel bir terbiye verir.
Eğer şükretmezsen, eğer kanaatkâr olmazsan, eğer elindekine hoyrat davranırsan… Gün gelir, yitirirsin.
O vakit anlarsın ki, sahip olduğun her şey; bir nimetmiş. Sağlık, sevdiklerin, yuva, huzur, dostluk, aşk, ekmek… Her biri paha biçilmez birer nimetmiş.
Ama iş işten geçtikten sonra anlamanın ne faydası var? Öyleyse bugün bak avucuna… Şöyle bir bak etrafına.
Belki çok büyük hayallerin var, güzel… Ama elindekilerin kıymetini bilmeden daha büyük şeyleri hak edemezsin. Şükretmeyi bilenin kapısını Allah hep açar. Yetinmeyi bilmeyene ise bir bir kaybetmeyi öğretir.
Çünkü nimet, nankör gönülleri sevmez. Kıymet bilmeyen, yokluğa layık olur.
Elindekilerin kıymetini bilmek… İşte hayatın özü bu. Sevdiklerine sıkıca sarıl. Sofrana bak, huzuruna bak, sağlığına bak…
Hepsi emanet, hepsi nimet. Allah, bize hep yetinmeyi bilenlerden olmayı nasip etsin. Ve elindekinin kıymetini bildikçe, daha güzellerine kavuşmayı…
Çünkü şükür, nimeti çoğaltır. Nankörlük, nimeti alır.





