İnsanın içini en çok acıtan şeylerden biri, bir zamanlar değer gördüğü kalplerden artık selam bile alamamaktır. Değişen dengeler, uzaklaşan insanlar, eksilen sohbetler… Ve ne yazık ki, eskiden “nasıl olduğunu” merak edenler, artık “ne kadar değiştiğini” konuşur hale gelir.
Ama şunu unutmamalı:
Bir zamanlar sizi baş tacı eden herkes, sonsuza dek orada tutmaz. Ve bu, sizin değil, onların meselesidir.
Sizi eskisi kadar aramayan, hatırınızı sormayan, gözünüze değerli bakmayan insanların suskunluğu ya da eleştirileri, sizin değerinizi ölçmez.
Bazen birilerinin gözünde küçülmeniz, aslında sizin küçülmeniz değil; onların bakış açısının daralmasıdır.
İnsan bazen kendini, bir başkasının ilgisine göre değerli hisseder. Bu en büyük tuzaktır. Çünkü insanı ayakta tutan, başkasının ilgisi değil, kendi öz saygısıdır.
Artık sizi eskisi kadar takdir etmeyen, sizinle bağ kurmak yerine size laf yetiştirmeye çalışan insanlara odaklanmak; yürüdüğünüz yolda geriye dönüp sürekli “neden böyle oldu” diye sorgulamak gibi... Bu sorunun cevabı her zaman olmaz. Ve cevabı olmayan bir soruda oyalanmak, hayatı kaçırmaktır.
Bir zamanlar güzel paylaştıklarınız olabilir. Bu güzel anıları alıp yüreğinize koyun. Ama sizi değersiz hissettirmeye başlayan her enerjiden uzaklaşın.
Çünkü insan kendini sevmediği yerde tutarsa, zamanla kendinden de uzaklaşır.
Kilitleri açın. Ama eski kalplerin paslı kilitlerine değil... Yeni umutların, size kıymet verecek gönüllerin kapılarına...
Bugün, kimin sizi sevdiğiyle değil, kimin hâlâ kıymetinizi bildiğiyle ilgilenin. Çünkü gerçek sevgi, sadece bir zamanlık değildir; zaman geçse de sizi unutmayanlarda saklıdır.






