Hayat bir nehir gibi akıp gidiyor; suyu tutamazsın, dünü geri çağıramazsın, ama ne yapıyoruz biz? Hep geçmişin türküsünü söylüyoruz…
Bir zamanlar bize haksızlık edenleri, içimizi yakanları, kaybettiklerimizi, “yaşanmasa iyiydi” dediğimiz o anları içimizde büyütüp büyütüp tekrar tekrar yaşıyoruz. Oysa o acılar yaşandı ve bitti. Ve en önemlisi: geçti.
Geçmişin yükünü bugüne taşımak, omuzlarına görünmez bir çuval bağlamak gibidir. Ne yürüyebilirsin, ne koşabilirsin. Her adımın daha ağır gelir.
Çünkü eski defterleri kapatmadıkça yeni sayfalar açamazsın. Çünkü gözlerin hep arkaya bakarken, önünde açılan kapıları göremezsin. Çünkü bir yarayı kaşıdıkça kabuk tutmaz.
Elbette unutmak kolay değil. Bazı hatıralar, bazı insanlar iz bırakır. Ama o izlerden öğrenmek var, kendini iyileştirmek var.
Geçmiş seni şekillendirir ama seni hapsetmez, hapsetmemeli. Hep aynı türküyü söyleyip durma artık… Yeni bir melodi bul kendine, dünü bırak, bugünü yaşa.
Hayat sana hâlâ gülümsüyor, Yeter ki sen ona sırtını dönme.
Bugün yeni bir karar ver: Geçmişin türküsünü sustur. Ve kalbini, yeni umutlara, yeni yarınlara aç.
Çünkü sen, bir eski hikâyeden daha fazlasısın. Çünkü hayat, hâlâ sana ait.





