Değişen toplum düzeninde artık herkes birbirine ihtiyaç duyuyor. Zamanın hızlandığı, ilişkilerin zayıfladığı ve insanların kendi sessizliğine çekildiği bir dönemin içindeyiz. Eskiden mahalle kapılarının kilidi olmazdı, şimdi ise gönüllerin kapısı anahtarsız açılmıyor. Bireyselleşmenin pençesi, hepimizi yavaş yavaş birbirimizden uzaklaştırırken, aslında içten içe hepimiz aynı gerçeğin farkındayız: İnsanın en büyük desteği yine insandır.
Bugün herkes, hayatın hengâmesi içinde sanki kısa bir “ihtiyaç molası” vermek zorunda kalıyor. Yorulan ruhlarımız, yıpranan duygularımız, yalnızlaşan şehirlerimiz… Hepsi bir çığlık gibi bize şunu hatırlatıyor: Birbirimize omuz vermeden ayakta durmamız zor. Komşuluklar azaldıkça, samimiyet geri çekiliyor; dostluğun yerini ekran başında geçirilen saatler alıyor. Ama ne tesadüf ki, bir selamın bile insanın içini ısıttığı günlere yine hasret duyuyoruz.
Toplum değişiyor, alışkanlıklarımız değişiyor, hatta değerlerimiz bile zamana direnmeye çalışıyor. Fakat değişmeyen tek hakikat var: Biz, birbirine sarıldıkça güçlenen bir milletiz. Birlik olunca çoğalan, dayanışınca büyüyen, yan yana durunca tüm zorlukları aşabilen bir yapımız var.
Bu yüzden belki de şimdi, tam da bu dönemde, en çok ihtiyacımız olan şey birbirimizden kaçmak değil; birbirimize yaklaşmak… Bir el uzatmak, bir yüreğe dokunmak, birinin yükünü hafifletmek. Çünkü insan, insanla tamamlanır. Ve toplum, ancak birbirini anlayan insanların omuzlarında yükselir.






