Tasavvufta insanın insana verdiği kıymet; sevgi, saygı, hürmet, anne-babaya vefa, evlada merhamet, kardeşçe muhabbet… Hepsi ancak gönülden doğduğunda hakikate ulaşır.
İsteyerek alınan saygı da, mecburiyetten edilen hürmet de, zorla gösterilen ilgi de nefse aittir; erenlerin yolunda bir değer taşımaz.
Zira hakikat şunu söyler: “Dilenerek alınan saygı da, şart koşulan hürmet de, göze gösterilen sevgi de gönül terazisinde hafiftir."
”Anne-baba saygısı, evlat muhabbeti, kardeşlik bağı ve dostluk…" Hepsi, ancak samimiyetle, içtenlikle, gönlün ikramıyla anlam bulur. Nefsin zorladığı ilişki gölgede kalır; gönlün sunduğu ilişki nur olur.
Ve biliriz ki; Hak yolunda yürüyenler karşılık beklemez, gönül kırmaz, gönül de kırılmaz.
Kıymet, insanın elinde tuttuğu eşyada değil; gönlünde taşıdığı edepte ölçülür.
Sevgi emanet, saygı sınav, hürmet ise insanın Hakk’a karşı duruşunun aynasıdır.
Gerçek değer, gönülden taşan her davranışta saklıdır; görünmeyen, ama hissedilen bir sırdır.






