Hayatta bazı cümleler vardır ki, içinden geçtiği her anın aynasıdır. "Ben yaptım", "Ben dedim", "Ben bilirim", "Ben olmasam"... Bu cümlelerin arasında yavaşça kayboluruz bazen. Çünkü "ben"i çokça söyleyenlerin arasında "biz" demek ne zor ne de kıymetli olur.
Bencillik; yalnızca paylaşmamak, sadece kendini düşünmek değildir. Bencillik bazen başkasının acısını küçümsemekte, bazen bir tebessümü çok görmektedir. Hep kendini ön planda tutanlar, diğerlerinin varlığını arka plana atar. Oysa hayat bir yolculuktur; bazen önde, bazen yanda, bazen arkada yürümeyi bilmeyi gerektirir.
Peki her zaman “ben” diyen bir insanla ne kadar yürünebilir? Belki kısa bir mesafe… Ama uzun bir yol, kalpten kalbe bir köprü, sadece “biz” denilerek geçilir.
Hayatın en güzel yanları, birlikte yapılanlardan doğar: bir sofrayı birlikte kurmak, bir derdi birlikte taşımak, bir sevinci birlikte büyütmek. "Ben"i biraz bırakıp "sen" diyebilmek, "biz"i kurabilmek, gerçek insan olmanın yoludur.
Zira sadece kendini düşünen, kendi doğrularını tek doğru sayan bir zihin, zamanla yalnızlığın içinde boğulur. Her şeyi ben bilen, ben yapan, ben hak eden sanan bir kalp; kimseyi tam olarak göremez, duyamaz, anlayamaz.
Unutmayalım; "ben"in yorgunluğu vardır, ama "biz"in umudu...
"Ben" karanlıkta bir mumdur, "biz" ise sabaha açılan bir penceredir.
Eğer hayat yolunda yürürken yanınızdaki sürekli kendini anlatıyor, sizin hikâyenize kulak vermiyorsa; durup düşünme vakti gelmiş demektir. Çünkü gerçek yol arkadaşlığı, aynı yolda yürümek değil; aynı hissi, aynı yükü ve aynı sevgiyi taşıyabilmektir.
Bugün biraz durup bakalım:
Ne kadar "ben" dedik, ne zaman "biz" olabildik?
Ve kimler hep “ben” dediği için elimizi bıraktı?






