Bazı insanlar vardır, gözleri açık ama kalp gözleri kördür. Görürler ama hissetmezler. Birinin acısını duymak, yüreğinde yankısını bulmak artık zor gelir onlara. Çünkü çağın en büyük salgını “empati yoksunluğu” olmuştur.
Her şey hızla yaşanıyor; acılar bile “geçici bildirim” gibi gelip gidiyor. İnsan, insana dokunmayı unuttu. Halbuki birinin yerine kendini koyabilmek, insan olmanın en temel erdemidir. Ama biz artık “ben” merkezli bir dünyanın içinde “biz” olmayı kaybettik.
Empati yitince, vicdan da köreliyor. Oysa bir tebessüm, bir hal hatır, bir merhamet cümlesi bile birinin hayatını değiştirebilir. Unutmayalım; kalpten kopan bir iyilik, en sert duvarları bile eritir.
İnsan, kalbini susturduğunda dünyayı da sessizleştirir. Çünkü anlayış bittiğinde, insanlar birbirini dinlemeyi bırakır. Dinlemeden anlamaya, anlamadan sevmeye çalışan bir toplum olduk. Bu yüzden de sevgiler yüzeysel, dostluklar geçici, kalpler yorgun artık.
Oysa empati, sadece karşındakini anlamak değil; onun duygusuna saygı duymaktır. Birinin gözyaşına sessiz kalmak, kendi insanlığından vazgeçmektir aslında. Eğer bir gün yeniden insanca yaşamayı başaracaksak, bunun yolu kalpten geçer. Çünkü kalp, aklın unuttuğunu hep hatırlar.
Bir bakış, bir söz, bir dokunuş… Eskiden insanlar birbirini bunlarla anlayabilirdi. Şimdi ise göz göze gelmekten bile kaçıyoruz. Çünkü empati, bir bakışın içindeki sessizliği duymaktır aslında. Duygusuzluk yayılıyor; insan, kendi acısına bile yabancı hale geliyor. Belki de bu yüzden dünya, hiç olmadığı kadar kalabalık ama bir o kadar da yalnız.
Unutmayalım, empati zayıflık değil; en güçlü insan olma halidir. Çünkü bir başkasının acısına duyarsız kalmamak cesaret ister. Empati kurabilen insan, kalbini koruyan insandır. Kalbini koruyan insan ise, dünyayı iyileştirir.
Yeniden insan olabilmek için önce hissetmeyi hatırlamak gerek. Çünkü empati, ruhun aynasıdır; kırıldığında insanlık da yansımayı kaybeder.






