Kendi duruşun olmazsa, başkalarının gölgelerinde demlenemezsin. Çünkü gölge, sadece güneşin olduğu vakit vardır.
Güneş kayboldu mu gölge de kaybolur. Bir insanın kendi ayaklarının üstünde duramayışı, başkalarının gölgesine sığınmakla çözülecek bir mesele değildir. Hayatta, her gölgenin de bir vakti, bir mevsimi vardır; kimsenin gölgesi sonsuza kadar sürmez. Hele ki kış geldiğinde, gölgeler çekilir, ağaçlar yaprağını döker ve sığınacak bir serinlik değil, dayanacak bir sıcaklık ararsın.
Kış, hayatın en sert imtihanıdır. Rüzgârın daha keskin, gecenin daha uzun, yolun daha yorucu olduğu vakittir. Eğer kendi duruşun, kendi kökün yoksa, başkalarının gölgesinde kışa dayanamazsın. Çünkü gölgeler yalnızca yazın ferahlığını verir; ısınmak için kendi ateşin, kendi nefesin, kendi sabrın olmalı. Yüreğini diri tutacak bir inanç, zihnini aydınlatacak bir ışık ve ellerini ısıtacak bir emek senin olmalı.
Her insanın hayatında “kış” dönemleri vardır. Kaybettiği, üşüdüğü, yalnızlaştığı anlar… İşte o zaman anlarız ki başkalarının gölgeleri, ne kadar büyük ve gösterişli olursa olsun, senin kışına çare olmaz. Bir gün gelir, herkes kendi yoluna gider; herkes kendi sobasını yakar, kendi çorbasını kaynatır. O zaman, başkalarının gölgesinde değil, kendi köklerinde filizlenmenin, kendi içindeki ateşi büyütmenin değerini anlarsın.
O yüzden önce duruşunu bul. Yüreğini, aklını, iradeni güçlendir. Kışın ayazında bile üşümeyecek bir omurga, bir umut inşa et kendine. Çünkü kimsenin gölgesi, senin kışına bahar getirmez. Sen kendi gövdeni dik, kendi toprağını besle, kendi ateşini yak ki, ne gölgeye muhtaç olasın ne de kışın ayazında çaresiz.






