Hayatta insanın en büyük imtihanı, çoğu zaman kendinden vazgeçtiği anlarda gizlidir.
Bir başkasının mutluluğu için kendi mutluluğunu ertelemek, kendi ışığını başkaları parlasın diye kısmak, çoğu zaman “fedakârlık” diye adlandırılır.
Oysa insan, kendinden feragat ettikçe, aslında kendi ömründen eksiltir.
Zaman geçer, yıllar ilerler. Bir bakarsınız ki, elinizde kalan şey ne teşekkürdür ne de minnet…
Sadece derin bir iç çekiş ve dilin ucuna yapışıp kalan o kelime: “Keşke...”
Keşkeler, geçmişin sessiz çığlığıdır. Dün sustuklarımız, bugün pişmanlık olarak yankılanır.
Çünkü insan, kendi kalbini yok saydığında, eninde sonunda kalbi ona küserek geri döner.
Hayallerini erteleyen, kendine “sonra” diyen herkes bilir ki; o “sonra” hiç gelmez.
Ve insanın en ağır yükü, başkalarının değil, kendi içinde büyüttüğü keşkeleridir.
Bize düşen, hayatı ertelememek ve kendi özümüzü yok saymamaktır.
Unutmayalım ki, insanın kendi mutluluğu başkasına ihanet değildir.
Aksine, kendinden feragat ederek başkalarını mutlu etmeye çalışmak, bir gün hem sizi hem onları yarım bırakır.
Hayat kısa, ömür sınırlı… Ve hiçbir keşke, geri getirmeye yetmez.
Bugün ne hissediyorsak, onu yaşamak, içimizdeki çocuğa kulak vermek zorundayız.
Çünkü kendinden vazgeçenlerin kalbine, en çok kendi sitemi dokunur.






