Madde bağımlılığı çoğu zaman yanlış bir yerden konuşuluyor. Sanki bu bir tercihmiş gibi… Sanki biri bir sabah uyanıp “hayatımı dağıtayım” demiş gibi.
Oysa bağımlılık, çoğu zaman bir çöküşün son değil, başlangıç noktasıdır. İnsan önce kırılır, sonra tutunacak bir şey arar. Ve bazen yanlış bir şeye tutunur.
Madde, ilk anda acıyı dindirmez; Sadece acının sesini kısar. Ama susturulan her acı, bir gün daha sert konuşur. Bugün sokakta gördüğümüz, evinde sessizce çöken, ailesinden uzaklaşan her bağımlının arkasında bir hikâye, bir ihmal, bir yalnız bırakılmışlık vardır. Bağımlılık ahlaki bir zaaf değildir. Bir irade eksikliği hiç değildir.
Çoğu zaman desteksiz kalmış bir ruh hâlidir. Aileler için şunu söylemek gerekir:
Bağımlılık, sadece kullananın değil, bütün ailenin yarasıdır. Susarak, yok sayarak ya da sadece kızarak çözülmez. Evde kurulan dil, çocuğu ya hayata bağlar ya da ondan biraz daha koparır. En çok ihtiyaç duyulan şey; denetimden önce ilgi, nasihatten önce dinlemektir.
Gençlere gelince… Madde bir çıkış yolu değil, çıkmaz sokaktır. “Bir kereden bir şey olmaz” diye başlayan cümleler, çoğu hayatın kırılma noktasıdır.
Cesaret, kaçmak değil; yardım istemeyi bilmektir. Güçlü olmak, her şeyi tek başına taşımak değildir. En büyük yanılgımız şudur: Bağımlıyı dışlayarak sorunu çözeceğimizi sanmak. Oysa dışlanan insan, daha çok maddeye sığınır.
Tedavi sadece hastanede başlamaz. Tedavi, birinin “Seni görüyorum” demesiyle başlar. Madde bağımlılığıyla mücadele, Maddeyle değil, insanı yeniden hayata bağlamakla kazanılır.






