Bazı geceler vardır; takvim yaprağında durur ama insanın yüreğinde yürür. Miraç gecesi işte tam da böyledir. Bir geceden öte, insanın kendine, Rabbine ve hakikate doğru çıktığı uzun bir yolculuktur.
Miraç, Hz. Muhammed’in (S.A.V.) yalnızca göğe yükselişi gibi düşünülmemelidir. Miraç zamanda insanın karanlıktan nura, darlıktan ferahlığa, umutsuzluktan rahmete yürüyüşüdür. Mekke’de horlanan, taşlanan, en sevdiklerini toprağa veren bir Peygamber’e, “Yalnız değilsin” denilen ilahi bir dokunuştur bu gece.
Bugün bizler için Miraç; göğe çıkmak değil, gönüle inmektir. Kinle dolu kalplerimizi arındırmak, kırdıklarımızdan helallik istemek, unuttuğumuz değerleri hatırlamaktır. Çünkü Miraç, namazla mühürlenmiştir. Namaz ise insanın günde beş vakit kendi miracı, kendi yükselişidir.
Dünyanın gürültüsünde kaybolduğumuz, vicdanlarımızı susturduğumuz bu çağda Miraç bize şunu fısıldar: “Yüklerin ağır olabilir ama rahmet her zaman yakındır.”
Belki de bu yüzden Miraç gecesi, umudunu yitirenlerin gecesidir. Kapıların kapandığını sananlara, göğün hâlâ açık olduğunu hatırlatır. Yeter ki insan, niyetini temiz tutsun; yeter ki kalbini kibirden, dilini zulümden arındırsın.
Bu Miraç Kandil’inde göğe bakmaktan çok içimize bakalım. Hangi duygular bizi aşağı çekiyor, hangileri yükseltiyor? Kimin ahını aldık, kimin duasında yer bulduk?
Unutmayalım; Miraç bir mucizedir ama asıl mucize, insanın kendini düzeltebilmesidir.
Miraç Kandil’inin; yorgun gönüllere ferahlık, kırık kalplere şifa, memlekete birlik ve insanlığa vicdan getirmesi dileğiyle…






