Takvimler Muharrem’i gösterdiğinde, kalbimize bir hüzün, içimize bir sükût çöker. Çünkü Muharrem ayı, yalnızca bir hicri yılın başlangıcı değil, aynı zamanda insanlığın vicdanını sınayan, tarihin en acı hadiselerinden birini barındıran bir matem ayıdır.
Muharrem ayı, hicri takvimin ilk ayıdır. Hicretin üzerinden geçen her yıl, yeni bir milat, yeni bir başlangıçtır. Ne var ki, bu ayın onuncu günü olan Aşura Günü, İslam tarihine kara bir leke, insanlık tarihine ibretlik bir sahne olarak kazınmıştır.
Kerbela Çölü’nde Hazreti Hüseyin ve beraberindeki masum canların uğradığı zulüm, bizi her yıl yeniden sarsar. Sadece Ehl-i Beyt’in değil, insanlığın ortak vicdanını kanatan bir faciadır Kerbela. Hazreti Hüseyin, hak, adalet ve onur için susuzluğa, açlığa ve ölüme baş eğdi. Kerbela bize gösterdi ki; zulmün karşısında susmak, mazlumdan yana olmamak, aslında zalimin yanında durmaktır.
Biz Anadolu insanı, Muharrem’i yas ve ibadetle karşılarız. Oruçlar tutulur, lokmalar paylaşılır, ağıtlar söylenir, mersiyeler okunur. Çünkü biz biliriz ki; paylaşmak, acıyı bölüştürmek, sevgiyle yoğrulmak, Kerbela’dan bize kalan en büyük derslerden biridir.
Muharrem Ayı; birliğin, beraberliğin, gönül sadeliğinin, paylaşmanın adıdır. Oruç, yalnızca aç kalmak değil; nefsini terbiye etmek, dilini ve kalbini inceltmektir. Oruç; bir lokma ekmeğin değerini, susuz bir damlanın kıymetini anlamaktır.
Bugün bize düşen, Kerbela’yı yalnızca bir tarih bilgisi gibi anmak değil; Hüseyin’in duruşunu, o asil direnişini hayatımıza taşımaktır. Haksızlık karşısında susmamayı, mazlumdan yana olmayı, adaleti savunmayı öğrenmektir.
Muharrem; öfkeyi değil, merhameti büyütmektir. Zulmü değil, sevgiyi çoğaltmaktır.
Ve biz, her Muharrem geldiğinde gönlümüzde bir dua ederiz:
“Allah’ım! Bizi Hüseyin’in yolundan ayırma, zulmün değil mazlumun yanında olmayı bize öğret!”
Birliğimiz daim, kalplerimiz arif, dillerimiz temiz olsun.
Muharrem Ayı’mız mübarek olsun.





