Bugün fark ettim ki artık insanlar hayallerini bile pazara çıkarmış. Eskiden bir insanın hayali onun en gizli sığınağıydı.
Kimse bilmezdi, kimse karışmazdı, kimse satın alamazdı. Bir çocuğun gözündeki parıltıydı hayal, bir gencin içindeki umut, bir annenin duasındaki sıcaklıktı…
Ya şimdi? Her yerde satılık hayaller görüyoruz. Sosyal medyada parlak bir hayat süsü verip içi boş bir mutluluk satanlar… Üç günlük başarıyı pazarlayıp insanlara “sen de böyle olacaksın” diye umut pazarlayanlar…
Gerçekle ilgisi olmayan, tamamen gösterişten ibaret hayatların ardında koşanlar… İnsanlar artık kendi rüyasına bile güvenmez oldu. Başkalarının sahte hayatlarını gerçek sandıkça, kendi yolunu unuttu.
Oysa hayal dediğin şey para ile ölçülmez. Bir çocuğun ayakkabısı yokken bile kurduğu gelecek rüyasıdır hayal. Bir annenin “evlatlarım iyi olsun” diye içinden geçirdiği sessiz dualardır. Bir insanın kimse duymadan, kimse görmeden gece yastığa başını koyduğunda kendine söylediği küçük cümlelerdir.
Şimdi bakıyorum etrafa; Kimi hayal kurmayı bile başkasının onayına bağlamış. Kimi umutlarını beğeni sayısına göre değerlendiriyor. Kimi başarısını göstermek için önce sahne, sonra alkış arıyor. Ama unuttukları bir şey var: Gerçek hayaller satılmaz. Eksilir, çoğalır, bekler, bazen yorulur ama hiçbir zaman tezgâha konmaz.
Bugün biri sana hayal satıyorsa, bil ki kendi umudunu çoktan kaybetmiştir. Bugün biri sana mucize vaat ediyorsa, bil ki kendi gerçeğinden kaçıyordur. Ben artık şunu öğrendim: Kişi, kendi hayalini kendi büyütür. Başkalarının hayaline değil, kendi yoluna tutunan ayakta kalır.
Ve hayaller…
Tek bir şeye muhtaçtır: Temiz bir gönül ve biraz cesaret. Satılık olan hayal değil; Yanılsamaya kapılan zihinlerdir.






