Alevilik, insanı merkeze alan, hakikati arayan ve sevgiyle yoğrulmuş bir inanç ve yaşam felsefesidir. Tarihin derinliklerinden süzülüp gelen bu öğreti, insanı “En-el Hak” sırrına erdiren, yol gösteren bir rehberdir. Alevilikte ibadet, yalnızca zahiri ritüellerle sınırlı kalmaz; gönülden gönüle, hakikatten hakikate bir yolculuktur. İşte bu yolculuğun en önemli ifadelerinden biri de semahtır.
Semah, aşkın ve teslimiyetin dansıdır. Kainatın dönüşünü, insanın özüne yolculuğunu ve varlığın birliğini anlatır. Semah dönen canlar, bir derviş sabrıyla, bir gönül eri sadakatiyle, Hak aşkına kendilerini semaya kaldırır. Dönüş, yalnızca bedenin değil, ruhun da bir yolculuğudur; bu yolculukta kibirden, benlikten arınmak ve hakikate ulaşmak esastır.
Semah, Alevi-Bektaşi kültürünün temel taşlarından biridir. Hakk’a ulaşmanın, aşkı hissetmenin, birlik ve beraberliği yaşamanın en saf halidir. Semah dönenler, yalnızca ayaklarını değil, gönüllerini de bir ahenk içinde harekete geçirirler. Her adımda, her dönüşte, insan-ı kâmil olmanın kapıları aralanır.
Üçler beşler diye satmadık,
Erenlerin dergâhında vardık biz.
Hüküm giymeden divana durduk,
Kırkların ceminde yandık biz.
Fatıma olup semaha tutuşanlar,
Coş deyip erkâna karışanlar,
Nice deryalara ulaşanlar,
Aşkın servetiyle doğduk biz.
Kement olup boynuma asıldım,
İnci mercan olup gerdana dizildim.
Hakkı bir bilip okuyup yazıldım,
Hakikat ehlinde kulduk biz.
Bu yol, Horasan erenlerinden Anadolu’nun bağrına kök salan, Pir Sultan’la, Hacı Bektaş Veli ile, Yunus Emre ile beslenen bir yoldur. Hakk’a varmak için aşkı bilen, aşkı yaşayanlar bu yolda yürürler. Semah, işte bu aşkın nişanesidir.
Ne mutlu semah dönenlere, ne mutlu bu aşkı yüreğinde hissedenlere







