Bir canın sessizliğinde bazen öyle bir nida saklıdır ki, duymak için kulak değil; gönül gerekir. Çünkü hayvanlar bizim gibi konuşmazlar, ama onların dili vicdanımızla konuşur. Her bakışları, bir dua kadar saf; her dokunuşları, bir ayet kadar derindir. Onlar Allah’ın bizlere emanet ettiği sessiz nefeslerdir.
Sokaklarda ürkek bir bakışla köşeye sinmiş bir Kedi ya da köpek gördüğünüzde, bilin ki o sadece bir Kedi ya da Köpek değildir. Yaradan’ın rahmetinden bir parçadır. Açlığını dile getiremez, ama gözleriyle anlatırlar. Soğuğa dayanamazlar, ama sabırla beklerler. Bizim bir kap su, bir avuç sevgiyle vereceğimiz şey, onun için bir ömürlük şükürdür.
Bazı insanlar sanır ki, merhamet büyük sözlerle olur. Oysa merhamet, bir canın titrediğini fark etmekle başlar. Bir kuşun kanadını sarmak, bir köpeğe su uzatmak, bir kediyi yağmurdan korumak… Hepsi birer insanlık imtihanıdır. Çünkü insanın gerçek ölçüsü, sessiz canlara gösterdiği şefkattedir.
Bir gün bir hayvanın gözlerinin içine uzun uzun bakın. Konuşmadan anlatır size her şeyi… Güveni, ihaneti, sevgiyi, açlığı, korkuyu… Çünkü onların dili sadakattir, sevgidir, teslimiyettir. Belki de bu yüzden Rabbimiz onların dilini bize değil, bize düşen sorumluluğu kalbimize yazmıştır.
Unutmamalıyız:
Bu dünya sadece bize ait değil. Toprağın altında karınca, gökyüzünde kuş, sokakta kedi, köpek, dağda kuzu da bizimle yaşar. Biz onlara değil, onlar bize emanettir. Onların sessizliği, bizim vicdanımızın yankısıdır.
Gel bu sessiz dilleri duyalım Şehriyar’ım…
Bir kap su, bir dilim ekmek, bir parça sevgi…
Belki de Cennetin kapısını açan anahtar,
Bir patinin altında, bir bakışın içinde saklıdır.






