Toprak konuşmaz. Ama bir çift nasırlı elin her sabah başında eğildiği yerdir. Orman bağırmaz. Ama binlerce cana yuva olan sessiz bir şefkattir.
Biz bu çağda, sesi çok olanı dinliyoruz. Oysa asıl öğreti, sesi olmayanlarda
Toprak öğretir: Sabretmeyi, vermeyi, karşılık beklememeyi...
Bir tohumu içine alır, karanlığında bekletir, yağmurla sarar, güneşle yoğurur. Ve sonunda onu başak, çiçek, meyve yapar.
Orman anlatır: Birlikte yaşamanın ne olduğunu…
Yaprağı düşen ağaca, komşu ağaçtan kök gider. Kuşlara dal, sincaplara gövde olur. Her canlıya bir yer açar içinde. Sessizce verir, bölüşür, büyütür.
Ne toprağın ne ormanın bencilliği vardır. Ama biz insanlar, kendimizden başka her şeyi susturduk.
Bir ağacın gölgesine yaslanıp başını eğmeyen kaç kişi kaldı? Ya da ayağı çamura bulanın yüreği de arınır mı hâlâ?
Bugün biraz toprağa bakmak gerek. Onun sabrını, onun fedakârlığını yeniden öğrenmek için…
Biraz ormana kulak vermek gerek. Belki o zaman kalbimizdeki hoyratlığı törpüleriz.
Çünkü toprağın türküsü, ormanın öyküsü bize şunu hatırlatır; Asıl büyüklük, sessizce fayda vermekte saklıdır.
Ve insan, doğaya benzemeyi yeniden öğrenmedikçe, kendine benzeyemeyecek…






Canım benim gönlü güzel her şeyi güzel arkadaşım maşallah