Hayatın telaşı içinde unuttuğumuz bir şey var: Vicdan.
Biz aslında sözlerimizle, makamlarımızla, görüntümüzle değil; vicdanımız kadar insanız.
Bir insanın kalitesini ölçen şey, ne kadar konuştuğu değil; gönlünde ne kadar merhamet taşıdığıdır. Bir sokak hayvanının açlığını fark eden, komşusunun kapısını çalıp “Bir şeye ihtiyacın var mı?” diye sorabilen, haksızlık karşısında susmayı reddeden insan… İşte gerçek insan odur. Çünkü vicdan, görünmeyen ama en yüksek makamdır.
Bugün dünya büyük bir hızla değişiyor. Değerler keskin bir virajdan geçiyor. İnsanlar birbirine yabancılaşıyor, komşuluklar acı çekiyor, dostluklar sığlaşıyor. Fakat tüm bunların arasında bir şey değişmedi: Vicdanı olan insan, nereye giderse gitsin ışığını da beraberinde götürür.
Vicdan, sadece doğruyu bilmek değildir; doğruyu savunmaktır. Sadece acıyı görmek değildir; o acıyı dindirmek için harekete geçmektir. Sadece iyi olmak değildir; iyiliği yaymaktır.
Bu yüzden insan, ne kadar malı mülkü olduğuyla değil, kimin yarasına merhem olduğuyla hatırlanır. Dünya unutur, zaman unutur; ama vicdan unutmaz.
Unutmayalım:
Vicdanı sığ olanın insanlığı da sığdır. Vicdanı geniş olanın ise gönlü de yolculuğu da büyüktür. Çünkü sonunda yine döner dolaşır aynı hakikatte buluşuruz: Biz, vicdanımız kadar insanız.






