Bir zamanlar evlerin direği, mahallelerin kalbi yaşlılarımızdı.
Onlar sustuğunda bile söz olurdu; bakışlarıyla öğüt verir, varlıklarıyla huzur dağıtırlardı. Bir lokmayı bölüşürken bereket, bir duayı ederken umut olurlardı. Şimdilerde o eski sofralar yok, o duaların yankısı da azaldı maalesef.
Kimi huzurevinde, kimi kendi evinde ama sessizliğin ortasında. Bir çınar gibi dik duruyorlar hâlâ, ama gölgelerinde kimse kalmamış…!
Modern çağ bize çok şey verdi; hız, teknoloji, kolaylık… Ama karşılığında gönlümüzü aldı. Bir zamanlar büyüklerimizin yüzündeki çizgilerden hayatın manasını okurduk.
Şimdi ekrandaki çizgilerle oyalanıyoruz. Yürekler arası mesafeyi kilometre değil, ilgisizlik ölçer oldu.
Oysa yaşlılarımız; bu toprakların vicdanıdır. Bir annenin nasırlı elleri, bir babanın çatlamış sesi, bir dedenin duası, bir ninenin sabrı… Bunlar geçmiş değil; köklerimizdir. Kökü unutan bir ağaç nasıl kurursa, yaşlısını unutan toplum da öyle kurur.
Bugünün en tehlikeli canavarları, sessizlik ve duyarsızlık… Evlatlar meşgul, torunlar yorgun, komşular artık tanıdık değil.
Zamanı kovalamaktan insanı unuttuk. Bir kapı çalmak, bir hatır sormak bile lüks hale geldi.
Oysa bir çay demlemek kadar kolaydı sevgiyi göstermek. Bir tebessüm kadar sıcak, bir dokunuş kadar gerçekti vefa.
Kimi yaşlı, geçmişini anlatırken gözyaşlarını içine döküyor; Çünkü anlatacak kimse kalmamış.Kimi eski radyosunu açıp, ses olsun diye türkü dinliyor. Kimi sadece bir “nasılsın” cümlesine muhtaç. Onlar ne paraya, ne hediyeye ihtiyaç duyar sadece hatırlanmak ve unutulmamak isterler.
Ey insan!
Bir gün senin de ellerin titrer, adımların yavaşlar. İşte o zaman anlayacaksın; aslında yaşlılık değil, yalnızlık yorar insanı.
Bir merhaba, bir gülümseme, bir dua… Hepsi bir kalbi diriltmeye yeter.
Bazen anneannemin ellerini hatırlarım; çatlaklarında sabrın, nasırlarında şefkatin hikâyesi vardı. O elleri öperken hissederdim: dünya ne kadar gürültülü olursa olsun, huzur bir kalbin duasında saklı.
Şimdi o dua eksilince, sanki dünya da biraz eksildi, hayatımızda büyük boşluk oluştu.
Yaşlılarımız hem mazinin emaneti hem de geleceğin aynasıdır.
Onlara sahip çıkmak; insanlığın ve kulluğun da gereğidir. Unutmayalım, onların sayesinde var olduk.
Zira Hakk’a giden yolda en kıymetli dua, bir yaşlının “Allah razı olsun” demesidir.






