Hayat, bazen avuçlarımıza kocaman hayaller bırakır, bazen de o hayalleri tek tek geri alır. İnsan, sahip olduklarına şükretmeyi bilmezse, kaybettiklerinin ağırlığını omuzlarında taşımaya mahkûm olur. Çünkü̈ yetinmeyi bilmeyen, hep daha fazlasını ister; gözünü hırs, ruhunu tatminsizlik kaplar. Oysa hayat, fazlasını isteyenlere değil, elindekinin kıymetini bilenlere huzur bahşeder.
Düşün bir kere… Güne başlarken soluduğun hava, içtiğin bir yudum su, sevdiklerinle ettiğin iki çift sohbet… Bunlar mı eksik hayattan, yoksa gözümüzü kör eden beklentiler mi fazlalık? İnsan, hep daha fazlasının peşine düşerken sahip olduklarını unutursa, bir gün elinde hiçbir şey kalmadığında fark eder kıymet bilmemenin bedelini.
Yetinmek, azla yetinmek değildir. Yetinmek, sahip olduklarının değerini bilmektir. Elindeki ekmeği bölüşebiliyorsan, sevdiğin birinin gözlerine baktığında içini huzur kaplıyorsa, gülümseyebiliyorsan… İşte o zaman, yitirmeden öğrenmişsindir yetinmeyi. Yoksa hayat, insana kendi yöntemleriyle öğretir: Eksilterek, kaybettirerek, sonunda bir boşluk bırakarak…
O yüzden gönlünce yetin ki, hayat senden bir şeyler almayı öğrenmesin. Çünkü kıymet bilenin hayatı hep doludur; fazlasını isteyenin ise hep yarım…






