Yokluk, hayatın en sert ama en öğretici öğretmenidir. Kimi zaman ekmeğini paylaşmayı, kimi zaman sabretmeyi, kimi zaman da şükretmeyi öğretir. İnsan, yokluğu tattığında, varlığın değerini anlar. Çünkü bollukta birçok şey sıradan görünür, ama eksiklikte kıymet fark edilir.
Çocuklukta paylaşılan yarım bir simit, bir arkadaşla geçirilen basit anlar, çoğu servetten daha değerlidir. İnsan, yoklukla büyüdüğünde emeğin, alın terinin ve sabrın kıymetini bilir. Her lokmanın arkasında çaba vardır, her nimetin ardında emek vardır.
Yokluk aynı zamanda insanı olgunlaştırır. Kanaatkâr olmayı öğretir, paylaşmayı öğretir, küçük şeylerle mutlu olmayı öğretir. İnsan yoklukta dayanıklılık kazanır, hayatı farklı bir gözle görür. Çünkü bilir ki en zor zamanlarda bile umut vardır, dayanma gücü vardır.
Bolluk, çoğu insana kaybettirir; yokluk ise insanı olgunlaştırır. Tüm insanlar yokluk içinde büyür ve hayatın gerçek değerlerini orada öğrenir. Yoklukla gelen dersler, insanın karakterini şekillendirir, kalbini güçlendirir ve ona hayata daha derin bir bakış kazandırır.






